AŞK VE SEVGİ

Kendinize hiç sordunuz mu? Aşk ve sevgi nedir diye. Aşk ve sevgi çok ayrı şeylerdir. Ne zaman karşı cinsden birine bir şeyler hissetmeye başladınız işte o zaman aşk başlıyordur. Ancak o anı düşünürsünüz. aklınız hep onunladır, mantıklı düşünemezsiniz.  İlk aşık olduğumda ilk beşinci sınıfdaydım. Aşık olmak demeyelim de aşık sanmıştım kendimi. Gerçek aşkı ise lise 3. sınıfta tattım. Onu düşünmeden duramıyor her anımda yanımda olmasını istiyordum. Hatta ona aşkımı göstermek için yüzük almıştım ve kabul etmişti. Tabi gençlik aşkıydı. Hani ilk aşklar unutulmaz derler ya gerçekten doğruymuş.

Sevgide ise aklınız durmaz. Daha mantıklı düşünürsünüz. 

Her aşkın güzelliği vardır. Ama bazı aşklar kavuşamadan bitmek zorunda kalabilir. Bazen anneler babalar aşklara karşı çıkarak onay vermezler. İnsan hayatında iki kez aşık olabilir mi? Bence olabilir. 

Gerçek sevgiyi bulmak büyük bir mutluluktur. Çok defa sevdiğini sanırsın. Ancak gerçek sevgiyi bulduğunda diğerlerinin sevgi olmadığını düşünürsün. Onunla her konu da uyum sağlarsın. Aşk ve sevgi bence aynı anda olmalıdır. Aşık olduğun kişiyi sevmen gerekir. Sevmediğin değer vermediğin kişiye zaten aşık da olamazsın. 

Birde günümüzde yaşanan aşk ve sevgiler. Ah ah nerede o eski aşklar. Aşkı için insanlar dağları delmişler, aşkı için insanlar canlarını vermişler. Günümüze baktığımızda aşkın önüne maalesef para geçmiştir. Aşk mı? Para mı? Bence her ikisi de. Ama birini seçmek zorunda kalırsam para derim. Çünkü parasızlık günümüz şartlarında karın doyurmuyor. Para varsa aşk da vardır sevgi de vardır. Bir çok boşanmanın sebebi parasızlıktır. İnsanalar her ne kadar birbirlerini çok sevseler de aşık olsalar da para olmadığı zaman maalesef birbirlerini kırmak zorunda kalıyorlar. Benim sıralamam önce para sonra sevgi ve sonrası aşk’tır.

Aşk ve sevgi çok güzel duygulardır. İnsanlar birbirlerini menfaatsiz sevsinler, birbirlerine aşklarına sahip çıksınlar. Saygılar.

TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ VE OKUL YÖNETİMİ

Eğitim nedir sorusu ile başlayabiliriz. Davranış değişikliği yaratma gücü diyebiliriz. Eğitim sistemi yine değişti dediğimizde aklımıza gelen 2-3 şey var. Sınav sistemi, ders programı, not sistemi. Türk eğitim sistemi en başından beri seçkinci eğitimi model olarak benimsedi. Yaşı 30 üzeri olanlar çok iyi hatırlarlar. Eskiden anadolu lisesi, fen lisesi vardı ve bu okulların sayısı azdı. 

Benim çocukluğumda ilkokul 5 yıl, ortaokul 3 yıl, lise 3 yıl olarak ayrılırdı. O yıllarda şimdiki kadar olanaklar yokken bizler okumak için çok uğraşırdık. Okula gitmek için sabahın erken saatinde yola düşerdik. Ortaokulu ve liseyi okumak için köyden uzakta bulunan ilçeye köy dolmuşları ile giderdik. Köy dolmuşları aylık ücret dahilinde taşıma yapar ve bu parayı her aile kendisi öderdi. Şimdi bakıyoruz taşımalı eğitim var. Taşıma ücretini devlet ödüyor, öğle yemeğini devlet karşılıyor ve hala daha memnun olmayan insanlar hala daha memnun olmayan öğrenciler var maalesef. 

Bizim yıllarımızda yani 80’li yıllarda kitaplar para ile satılırdı. Kitap alabilecek para bulamazdık. Şimdi ise kitaplar öğrencilerin ayağına kadar geliyor. Ödev verildiğinde kütüphanelerde bulunan ansiklopedilerden faydalanmak için günlerce sıra bekler ve içinde ulaşmak için aradığımızı konuyu arar dururduk. Şimdi her şey daha kolay. Öğretmen ödev mi verdi. Yaz internete onunla ilgili bir sürü cevap önüne dökülsün. Yani hazıra kon. Hiç emek harcamadan araştırma yapmadan, okumadan bilgisayardan konuyu indir ve ders yaptım diye sevin.  Ne dersi yaptın. Okuma zahmetinde bile bulunmadın. Okumadan derslerini yapan bir çok öğrenci derslerinde başarısızdır. Annem, babam bana hiç bir zaman ders çalış demedi. Soru soracak kimsem yoktu. Çünkü soracağı kişiler zaten okuma yazma bilmiyorlardı. Kendi kendimize okuduk. Ama o eski öğretmenler elleri öpülesi öğretmenler. Anne babamız bizi okula teslim ederken ilk söyledikleri şey şuydu. Öğretmen, çocuğumun eti senin kemiği benim sözüydü. 

Bence eğitim sistemi ile oynayıp durmaktan vazgeçilmelidir. Dön eski sisteme bak herşey nasıl düzeliyor. Ama eskiye dönünce eski öğretmenlere verilen değeri, saygıyı da öğretmenlere vermek gerekiyor. Öğrenci öğretmenine saygı gösterecek. Öğrenci öğretmenini dövmeye kalkmayacak. Aileler çocuklarını terbiyesizliğe alıştırmayacak bak eğitim sistemi nasıl düzeliyor. 

Eğitim şartları eğitim düzeyi hızla değişti. Günümüz şartlarında artık liseyi bitiren bir insana  cahil gözü ile bakılıyor. Her çocuğun mutlaka en az 4 yıllık bir lisansı bitirmesi gerekiyor. Eğitim sisteminde Üniversitelerde de sistem değişikliği olması gerekir. Her yer işsiz dolan Üniversite mezunu ile dolmaya başladı. Ya herkes direk istediği üniversiteye gitsin yada daha seçici olunsun ki eğitim seviyesi de artsın. 

Eğitim nedir sorusu ile başlayabiliriz. Davranış değişikliği yaratma gücü diyebiliriz. Eğitim sistemi yine değişti dediğimizde aklımıza gelen 2-3 şey var. Sınav sistemi, ders programı, not sistemi. Türk eğitim sistemi en başından beri seçkinci eğitimi model olarak benimsedi. Yaşı 30 üzeri olanlar çok iyi hatırlarlar. Eskiden anadolu lisesi, fen lisesi vardı ve bu okulların sayısı azdı. 

Benim çocukluğumda ilkokul 5 yıl, ortaokul 3 yıl, lise 3 yıl olarak ayrılırdı. O yıllarda şimdiki kadar olanaklar yokken bizler okumak için çok uğraşırdık. Okula gitmek için sabahın erken saatinde yola düşerdik. Ortaokulu ve liseyi okumak için köyden uzakta bulunan ilçeye köy dolmuşları ile giderdik. Köy dolmuşları aylık ücret dahilinde taşıma yapar ve bu parayı her aile kendisi öderdi. Şimdi bakıyoruz taşımalı eğitim var. Taşıma ücretini devlet ödüyor, öğle yemeğini devlet karşılıyor ve hala daha memnun olmayan insanlar hala daha memnun olmayan öğrenciler var maalesef. 

Bizim yıllarımızda yani 80’li yıllarda kitaplar para ile satılırdı. Kitap alabilecek para bulamazdık. Şimdi ise kitaplar öğrencilerin ayağına kadar geliyor. Ödev verildiğinde kütüphanelerde bulunan ansiklopedilerden faydalanmak için günlerce sıra bekler ve içinde ulaşmak için aradığımızı konuyu arar dururduk. Şimdi her şey daha kolay. Öğretmen ödev mi verdi. Yaz internete onunla ilgili bir sürü cevap önüne dökülsün. Yani hazıra kon. Hiç emek harcamadan araştırma yapmadan, okumadan bilgisayardan konuyu indir ve ders yaptım diye sevin.  Ne dersi yaptın. Okuma zahmetinde bile bulunmadın. Okumadan derslerini yapan bir çok öğrenci derslerinde başarısızdır. Annem, babam bana hiç bir zaman ders çalış demedi. Soru soracak kimsem yoktu. Çünkü soracağı kişiler zaten okuma yazma bilmiyorlardı. Kendi kendimize okuduk. Ama o eski öğretmenler elleri öpülesi öğretmenler. Anne babamız bizi okula teslim ederken ilk söyledikleri şey şuydu. Öğretmen, çocuğumun eti senin kemiği benim sözüydü. 

Bence eğitim sistemi ile oynayıp durmaktan vazgeçilmelidir. Dön eski sisteme bak herşey nasıl düzeliyor. Ama eskiye dönünce eski öğretmenlere verilen değeri, saygıyı da öğretmenlere vermek gerekiyor. Öğrenci öğretmenine saygı gösterecek. Öğrenci öğretmenini dövmeye kalkmayacak. Aileler çocuklarını terbiyesizliğe alıştırmayacak bak eğitim sistemi nasıl düzeliyor. 

Eğitim şartları eğitim düzeyi hızla değişti. Günümüz şartlarında artık liseyi bitiren bir insana  cahil gözü ile bakılıyor. Her çocuğun mutlaka en az 4 yıllık bir lisansı bitirmesi gerekiyor. Eğitim sisteminde Üniversitelerde de sistem değişikliği olması gerekir. Her yer işsiz dolan Üniversite mezunu ile dolmaya başladı. Ya herkes direk istediği üniversiteye gitsin yada daha seçici olunsun ki eğitim seviyesi de artsın. 

Herkes okusun. Kimse cahil kalmasın. Ama öncelikle öğrencilere kitap okuma alışkanlığı kazandırılırsa çocuklar kötülüklerden uzak duracaklardır. 

Saygılar…

Eğitim şartları eğitim düzeyi hızla değişti. Günümüz şartlarında artık liseyi bitiren bir insana  cahil gözü ile bakılıyor. Her çocuğun mutlaka en az 4 yıllık bir lisansı bitirmesi gerekiyor. Eğitim sisteminde Üniversitelerde de sistem değişikliği olması gerekir. Her yer işsiz dolan Üniversite mezunu ile dolmaya başladı. Ya herkes direk istediği üniversiteye gitsin yada daha seçici olunsun ki eğitim seviyesi de artsın. 

Herkes okusun. Kimse cahil kalmasın. Ama öncelikle öğrencilere kitap okuma alışkanlığı kazandırılırsa çocuklar kötülüklerden uzak duracaklardır. 

Saygılar…

Anne ve Çocuk

Anne ve baba olmak demek kendinden önce bir canlının varlığını, duygularını ve hayatını önemsemek demektir. Çocuğunuza verdiğiniz değer her şeyin üstündedir. Günümüzde kadınların özellikle iş hayatında yer almaları nedeniyle anne ve çocuk arasındaki ilişkiler sorun yaratmaktadır. Yoğun iş hayatı nedeniyle bir çok anne çocukları ile yeterince vakit geçiremiyorlar ve kendilerini yetersiz hissederek üzülüyorlar.

İşten yorgun gelen anne babalar çocukları ile yeterince vakit geçiremezler. Anne babanın yokluğu evdeki düzenin bozulması anlamına gelir. Anne etkisi çocuk üzerinde çok etkilidir. Çalışan anneler mecburen çocuklarını bakıcılara teslim etmektedirler. Elde imkan varsa çocukların bakıcı yerine aile büyüklerine teslim edilerek aile büyükleri ile vakit geçirmesi çocuk açısından daha iyi olabilir.

Sağlıklı bir tutum oluşturulmazsa çocuklarda davranış bozuklukları, alt ıslatmalar, becerilerinde gerilemeler ortaya çıkmaktadır. Bütün bunların sebebi zaman zaman ayrı kaldığı annesinin ilgisini çekmek için olabilmektedir. 

Annelik çok güzel bir duygudur. Çocuk anne rahmine düştüğü anda aileler çok sevinirler. Anne hamilelik döneminde zor süreçlerden geçebilir ve bu durumda eşlerin yardımı çok önemlidir. Anne bebeğini kucağına aldığında anlatılamaz bir duygu içindedir. Çocuk geceleri ağlar anne ilgilenir. Uykusuz geceler başlar. Çocuk büyümeye başlayınca anne de biraz nefes alır. Ama çocukları 50 yaşını da gelse anneler için o hala bir çocuktur.

Son yıllarda üzülerek belirtmek istiyorum bir çok evladı annesine bakmayarak annelerini üzmektedirler. Yaşlı bakım evlerine göndermektedirler. Unutmayalım bizler çocukken annelerimiz saçlarını süpürge ettiler. Bu gün yaşıyorsak annelerimizin duaları sayesindedir. Annelerimize sahip çıkalım. Cennet annelerin ayağının altındadır. 

Kime Göre Moda

Moda en temel tanımı ile değişimi ifade etmektedir. İnsanların nasıl yeme içme ve barınmaya ihtiyacı varsa modaya da ihtiyacı vardır. Zamanla bu ihtiyaç öncelikle bayanları farklı olanları giymeye itmiştir. Belirli bir akıma göre farklı giyim tarzları modayı oluşturmuştur. Ülkemizde yavaşta olsa bir giyim tarz oluşumu günümüze kadar gelmiştir. Son yıllarda ülkemizde bir çok modacı dünyada tanınmaya başlamıştır. Uzun süren savaşların sonunda ülkemizde kılıf kıyafet devrimin yapılması ile birlikte kadınlarda çarşaf yerine elbise ve şapka kullanımı başlamıştır. Erkekler ise şalvar yerine pantolon ve fes yerine şapka takmaya başlamışlardır. 

Moda her yıl değişmektedir. 90’lı yıllarda yani bizim çocukluk dönemlerimizde yırtık pantolon giymek herkes tarafından kınanırdı. Yırtık pantolonlar yamalarla kapandıktan sonra giyilirdi. Bol paçalı pantolonlar moda idi. Günümüze baktığımızda yırtık kot pantolonları moda olarak karşımıza çıkarılmıştır. 

Moda her yıl değişmektedir. Çok iyi hatırlıyorum bir zamanlar mor moda iken artık bütün canlı renkler yani beyaz, sarı, yeşil, mavi, kırmızı renkler moda da ön plana çıkmaktadır. Aslında moda kendine yakışanı bulmak ve giymektir. İnsan giydiğini kendine yakıştırıyorsa işte gerçek moda odur. Moda adı altında saçma sapan kıyafetler maalesef üretilmekte ve bir çok gence kötü örnekler olmaktadır. 

Son bir yıldır moda olan stiletto marka ayakkabılar yazlık açık modelleri eklenerek kullanılmakta ayrıca, renkli ve şeffaf babetlerin modası devam etmektedir. Modayı bir çok insan takip ederken bir çok insan ise modanın yanına yaklaşmamaktadır. Çünkü moda bitmez. Her yıl firmalar pazarda mallarını pazarlayabilmek için fikirler geliştirmektedirler. Kot pantolon dar paça modası, çorabın bile babet çorak modası çıkmıştır.

Moda elbiselerin yanı sıra saat, araba, telefon alanlarında da kendini göstermektedir. Önceleri saat takmak moda iken cep telefonları çıkınca saat takmanın bir önemi kalmamıştır. Modaya ayak uydurabilmek için para da gereklidir. İnsanların gelirleri iyi olursa moda tutar. Hatta zayıflamak bile moda olmuştur. Bir çok insan moda uğruna zayıflamaktadır. Bunun tam tersi olarak kilo almakta bir modadır. Müzik kliplerinde zencileri oynatmakta bir modadır. 

Kişisel Gelişim

İnsan her yer de öncelikle insandır. İyi güzel ve faydalı işler yaptığımızda ödüllendirmek isteriz. Ödülün niteliği ne olursa olsun kendimizi seçkin hissettirdiği için kendimizi değerli hissetmekte insan özelliğinin bir görüntüsüdür. İşverenlerin bu konuyu saygı ile karşılaması gerekmektedir. İş gücü fazla olan işletmelerde çalışanların adam yerine konulmaması  olduğu itiraf edilmektedir. Bu durum yani adam yerine konulmama özel sektörde olduğu gibi bir çok devlet dairesinde de karşılaşılmaktadır. Özellikle üniversitelerde akademik personel el üstünde tutulurken idari personele tam tersi yapılmaktadır. Bu gibi durumlar çalışanların motivasyonu bozmakta ve kimse çalıştığı yerde çalışmak istemektedir. 

İşverenler iş yeri açarak bir risk almışlardır. Fakat o işyerin de üretim olabilmesi o iş yerinin para kazanabilmesi ancak çalışanlar ile olmaktadır. Çalışanlar olmadan bir şirket etkili bir şekilde üretim yapamaz. Çalışanlar hizmetlerini, becerilerini verirler. Ayrıca bir kuruluş amacına ulaşmak istiyorsa çalışanlarının olması gerekiyor. İşveren tarafından çalışanların taktir edilmesini göstermek için en azından bir maaş ikramiye verilebilir. Çalışanlar başka yollarla da ödüllendirebilirler. Çalışanlar her ne ile ödüllendirilse ödüllendirsinler işveren çalışanlar tarafından büyük bir patron olarak görülür.  

Çalışanları Ödüllendirmenin Bazı Yolları

İşveren olarak çalışanlara teşekkür edilebilir. İnsanoğlunu taktir etmenin en eski yöntemlerinden en etkili olanıdır. Çalışanlar çalışmalarının övülmesi ile daha özverili çalışırlar.

Yılın, ayın çalışanına ödül verilebilir.

Ücretli izin verilebilir. Çalışanların doğum günleri gibi özel günleri gibi özel durumları için ücretli izin verilebilir.

Seyahatle ödüllendirmek, Çoğu firma çalışanlarına izin vermek zorundadır. Ancak yasal izin dışında verilecek bir izin çalışanı motive eder.

Öğle yemeğine götürün, çalışanların arada bir öğle yemeklerine davet edilebilir.

Özel günler partileri düzenlenebilir.

Eğitimler alınmaları sağlanabilir.

Hızlı Kilo Vermek İçin Yapılması Gerekenler

Bir çok insan kilo vermek için bir çok yollar denerler fakat kilo vermek için uygulanan diyetlerin bir türlü sonu gelmez. Nedense hep Pazartesi günlere diyete başlanır ve genelde Çarşamba günü pes edilir. Kilo vermek için öncelikle kararlı olmak ve sporla desteklenmesi gerekli olduğuna inanırım.

Kilo verme yöntemlerinden en bilindikleri şunlardır;

Özellikle yemeklerden önce su içilmesi, su içmenin kilo vermeye yardımcı olabileceği söylenir. Su içmek metabolizmayı hızlandırır ve bir miktar kalori yakmaya yardımcı olur. 

Kahvaltıda yumurta yemek faydalarının yanı sıra tokluk hissi vererek kilo vermeye yardımcı olabilir. 

Bazı firmaların yağ yakıcı özelliği olan organik kahveleri var. Bu kahveler aç karna tüketilirse kahve tokluk hissi verdiğinden dolayı yemek yeme iştahınızı kapatabiliyor. Yeşil çay da en çok kullanılan zayıflama yöntemlerinden biridir. Özellikle toksin attırıcı yeşil çaylar içilirse faydası olacaktır. Çünkü vücudumuz yediklerimizden dolayı toksinleri atamıyor ve kilo almamıza yardımcı oluyor. Eskiden insanlar günde iki öğün yemek yerken günümüzde 3 öğün yemek yendiği gibi ara öğünlerde çok fazla yapılmaktadır. 

Zayıflamak isteyen insanlar öncelikle düzenli yemek yeme alışkanlığınız kazanması gerekiyor. Sabah kahvaltıları saat 7-9 arası mutlaka yapılmalıdır. Öğlen yemeği yemek yerine bir fincan organik kahve veya meyve ile tamamlamalıdır. Akşam yemeğini de saat 18-19 arasında mutlaka yenmesi gerekir. Yine akşam geç saatlerde acıkılır ise kahve ile açlığın bastırılması gerekir. Akşam saat 20.00 den sonra hiç bir şeyin yenmemesi gerekir. İlk başlarda insanlar biraz zorlanabilir fakat 10 gün dayanırsa vücuutta bu duruma alışacaktır. Aç kalınarak kilo verilebilir. Ama kesinlikle yaptığı diyeti en azından haftada beş gün sporla desteklemelidir. Spor denince koşmak yada spor salonuna gitmek değil. En azından tempolu bir yürüyüş işe yarayacaktır. 

Yemek Yemek Yemek

Dünyada yaşayan bütün canlıların hayatını sürdürebilmesi için yemek yemesi kendini beslemesi gerekiyor. Ülkemizde yemek kültürü oldukça üst seviyelerdedir. Bölgeler ve şehirlere göre yemek çeşitliliklerimiz artmakta ve her yörenin kendine has bir kültürü vardır. 

Karadeniz denince akla ilk gelen hamsi balığıdır. Karadenizin en önemli yemekleri hamsili pilav, Akçaabat köftesi, pileki ekmeği, mıhlama, laz böreği, hamsi buğulaması, karalahana sarması gelmektedir. Akdeniz mutfağı da çok önemlidir. Piyaz, Aksu köfte, Antakya böreği, turunç reçeli, patlıcan reçeli ön plana çıkmaktadır. Marmara bölgesine ait yemekler ise iskender, kestane şekeri, Balıkesir tirit, Tekirdağ köftesi, pazılı kuzu kapama, höşmerim gibi yemekler ön plana çıkmaktadır.

Ege bölgesi ise kabak çiçeği dolması herkesin bilmediği ama bir kez deneyince vazgeçemediği lezzetlerden biridir kabak çiçeği dolması, börülce, İzmir köfte, çökertme kebabı, turp otu salatası, otlu börek ön plana çıkmaktadır.

Doğu anadolu bölgesine ait yemekler benim de çok sevdiğim yemeklerdir. Ağrı abdigör köftesi, gösteberk et, saç kavurma, haşıl, Ardahan elma dolması, ısırgan aşı, bozbaş, ekmek aşı, kuymak, tutmaç çorbası öne çıkmaktadırlar.

Güney doğu anadolu bölgesinde bulunan yemekler ise üzlemeli pilav, elma aşı, külünçe, ezme kebabı, kıymalı semsek, tebsi kebabı, peynirli helva, soğan kebabı, ali nazik, şiveydiz, hünkar beğendi, alaca çorba, yoğurtlu patates öne çıkmaktadır. 

Gaziantep yöresine ait olan hünkar beğendinin yapılış tarifi ve malzemeleri;

200 gr kuşbaşı et, 3 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 adet soğan, 1 adet biber, 1 adet domates, 1 yemek kaşığı salça, 2 su bardağı su, tuz, karabiber, 4 diş sarımsak, 4 adet orta boy patlıcan, 1 yemek kaşığı un, 1 yemek kaşığı tereyağı. 4 adet orta boy patlıcan bıçakla delikler açın ve fırın tepsisine alın. 20 dakika 200 derecede fırınlayın. Fırınlanmış patlıcanları bir kaba alın ve kabuklarının kolay soyulması için üzerini streçleyip 15 dakika sonra soyunuz. Etlerin yavaş yavaş suyunu çekene kadar pişirin. 2 bardak sıcak su ekleyip etler yumuşayana kadar pişirin.

Çocuklarda Uyku Düzeni: Uyku çocukluk ve yetişkinlikte önemli ihtiyaçlardandır. Uykusuz kaldığımız günleri hatırlayalım. Ben uykusuz kaldığım zaman vücudumda halsizlik olur, başım ağrır, yediklerim ve içtiklerimden hiç bir şekilde zevk almam yani uykusuz kaldığım gün neredeyse zehir olur diyebilirim. Yaptığımız bir çok işte başarısız olabiliriz. Uykusuzluk uzun sürerse bedenimiz de zarar görmeye başlar. Vücudumuzun çalışma düzeninden uyku çok önemlidir. 

Yetişkin bir insanın günlük uyuma saati yedi veya sekiz saat kadardır. Ancak bu süre kişilere göre değişiklikler göstermektedir. Kimileri günde 3-4 saat uyku ile günü zinde bir şekilde geçirirken bazıları ise günde sekiz dokuz saat uydukları halde uykularını alamadıklarını söylerler. Bazı araştırmalara göre sıkıntılı ve karamsar kişilerin daha çok uyuduğu görülmüştür. 

Bebeklik döneminde uykunun düzenli ve yeterli oluşu gelişimsel açıdan çok önemlidir. Büyümenin uyuyarak gerçekleştiği bilinmektedir. Onun için insanlar bebek iken daha çok uyumaktadırlar. Yeni doğan bebekle birlikte anne ve babalarda uykusuzluk başlar. Bu durumdan en çok etkilenen en çok uykusuz kalan kişi ise annedir. Çünkü bebek gece uyandığında anne ilgilenir, bebe gece acıktığında yine anne ilgilenir. Bebekler bazen gündüzleri tamamen uyuyarak geçirirler ve gece uyumazlar. İşte o anda anne için kabus başlar. Hatta erkekler uyuya bilmek için oda değişikliği bile yapmaktadırlar. 

Uyku gereksinimi yaş büyüdükçe azalmaktadır. Yeni doğan bir bebeğin uyku gereksinimi 16-17 saat iken üç aylık olduğunda 15 saate kadar düşer. İlk aylarda bebeğin gazı olacağı için uyumayacaktır. Fakat bebek büyüdükçe her şey artık daha iyi olacaktır. 

Bebeğinizin rahat uyuması için ilk aylardan itibaren kendi yatağında yatırınız. Bazı anneler rahatlıklarını bozmamak için bebek ağladığına hemen kendi yanına aldığı ve beraber uyudukları bilinmektedir. Aslında yanlış bir harekettir. Çünkü çocuk büyümeye başladığı zamanda annesinin yatağında uyumak isteyecektir. Bebeğinizi geceleri uyutmaz gündüzleri uyumasını alışkanlık haline getir iseniz bebek de alışkanlık olacak ve geceleri uyumak yerine gündüzleri uyuyacak ve buda anneler için kötü bir sonuçtur.

Sigara Bağımlılığından Nasıl Kurtulunur?

Bağımlılık Nedir? Kişinin beden ve ruh sağlığını olumsuz etkileyecek sigara, alkol kullanımı konusunda kendisini engelleyememe durumudur. Günden güne yeni bağımlılık çeşitleri ortaya çıkmaktadır. Çocukken herkes gizli yerlerde mutlaka sigara içemeye çalışmıştır. Bizler de gizli yerlerde topladığımız izmaritler ile sigara içmeye çalıştık. Çünkü yanımızda içen büyükleri özenirdik. Hatta hiç unutmam 9 veya 10 yaşında iken kuru otları gazete kağıdının içine sararak duman çıkarmaya çalışmış ve başarmış hatta çok memnun olmuştuk. Şimdi düşünüyorum da iyi ki çocukken bunları yapmışım. Neden biliyor musunuz büyüdükçe sigaradan nefret ettim ve hiç kullanmadım. Hiç bir zaman sigara ilgi alanıma girmedi. Hiç bir zaman başkalarına hava olsun diye sigara içmedim ve özentim olmadı.

Bağımlılık tabiki tasdik edilecek bir şey değil. Ama şu da bir gerçektir. İnsanlar sigara içeceğim diye beynine komutu gönderdiyse sigarayı içer. Aslında bu durumda suç sigarının değil insanın kendisindedir. Hep bir seferden bir şey olmaz sözü insanları sigaraya alıştırırken yavaş yavaş bağımlılığa doğru sürüklenmeye başlar. 

Sigara bağımlılığı, kişi sigaraya yönelik sürekli istek duyar, ulaşmak ve kullanmak ister ve giderek daha fazla sigara tüketmeye başlar. Sigarayı içmediğinde bedensel ve psikolojik eksiklik ve sıkıntı yaşadığını hisseder. Sigara kullanan herkes ah şu sigarayı bir bırakabilsem diye dert yanar. Ama bırakmak için kimse uğraşmaz. Sigarayı bırakmak isteyen kişiler önce beyinlerinde sigarayı bitirmesi gerekiyor. Eğer ki beyine sigarayı bırakıyorum diye mesaj yollar ve elinden geleni yaparsa zamanla sigarayı bırakabilir. Günümüz şartlarında maalesef bir çok kişi sigara içmek için bahaneler üretirler. Sigarayı bırakınca kilo aldım, sigarayı bırakınca psikolojim bozuldu vb. mazeretler. 

Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin mazeretleri olmadan yollarına devam ederlerse ve uzman bir kişiden destek alınması halinde sigarayı bırakma olasılığı artacaktır. Yapılan en büyük hatalardan bir tanesi kişi uzman birinden destek almadan sigarayı bırakmaya çalışıyor ve maalesef yapamıyor. Devlet tarafından da desteklenen sigarayı bırak kampanyaları ile sigara bağımlılığından isteyen herkes kurtulabilir. 

TÜRKİYE’DEKİ KAYAK MERKEZLERİ

Kış turizmi denildiğinde ilk akla gelen kayak merkezleridir. Dünyanın çeşitli yerlerinde bir çok kayak merkezleri bulunmaktadır. Kış tatilini, karı sevenler, kaymayı sevenler buralara akın etmektedirler. Ülkemizde de çok sayıda kayak merkezleri bulunmaktadır. Bu sayede yurt dışına çıkmadan daha ekonomik bir şekilde ülkemizde bulunan harika yerlerde kayak yapabilir ve kış tatilini geçirebilirsiniz. Ülkemizin coğrafi konumu kış turizmi için imkanlar sağlamaktadır. 

Ülkemizin en önemli kayak merkezleri nerelerdir?

Uludağ kayak merkezi: Bursa ilimizde bulunmaktadır. Şehir merkezine ortalama 36 km uzaklıkta olan Uludağ Kayak Merkezi Ülkemizin en popüler kayak merkezlerinden biridir. Çok sayıda oteli bulunan Uladağ’ın yüksekliği 2543 metredir. Uludağ’da gece hayatı da oldukça hareketlidir. Genç nüfusun yoğunlukta olduğu Uludağ kış mevsimi boyunca etkinliğe, konserlere, özel partilere ve festivallere ev sahipliği yapmaktadır. 

Kartalkaya Kayak Merkezi: Bolu ilimizde bulunan Kartalkaya Kayak Merkezi Ülkemizin en önemli kayak merkezlerinden bir tanesidir ve Köroğlu Dağlarına kurulmuştur. Kartalkaya’nın etrafı çam ormanlara kaplıdır. Karın yağması ile birlikte beyaza bürünen bu ağaçlar hoş bir manzara sunarlar. 

Kartepe Kayak Merkezi: İstanbul’a ortalama 115 km mesafesi olan Kartepe Kayak Merkezi görünümü ile çok güzeldir. Özellikle İstanbul da yaşayanlar için ulaşım daha kolaydır.

Palandöken Kayak Merkezi: Palandöken Kayak Merkezinde 6 aya yakın kayak yapılabilmektedir. Uzun kışı ve kaliteli karı bulunan kayak merkezi Erzurum ilimizde bulunmaktadır. Çok sayıda konaklama yeri vardır. Dünya Üniversitelerarası Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmıştır. Palandöken Erzurum şehir merkezine 10 km uzaklıkta yer almaktadır. 

Erciyes Kayak Merkezi: Erciyes kayak merkezi Kayseri ilimizde bulunmaktadır. Kayseri şehir merkezine 25 km uzaklıktadır. Erciyes Kayak Merkezinde kayak sezonu Kasım ayının sonundan Nisan ayına kadar devam eder. Karın yeterli olmadığı dönemlerde suni karlama yapılabilmektedir. 

Sarıkamış kayak Merkezi: Sarıkamış Kayak Merkezi Kars ilimizde bulunmaktadır. Ülkemizin en önemli kayak merkezlerinden bir tanesidir. 

Davraz Kayak Merkezi: Isparta ilinde bulunan Davraz Kayak Merkezi gerek amatör gerekse profesyoneller için parkurlar bulunmaktadır. Davraz Kayak Merkezi Isparta’ya uzaklığı ortalamam 26 km civarındadır. Göller Yöresinin sınırları içinde bulunmaktadır.